Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

BEYKOZ

İSTANBUL'UN EN GÜZEL SEMTLERİNDEN BEYKOZDA YAŞAM Resimlerim Alıntıdır

Ağustos 2007 tarihli yazilar (sayfa 1)Ağustos 2007 tarihli diger ogeler resimler , videolar

BOĞAZİÇİ YALILARI

BOĞAZİÇİ YALILARI
(Hürriyet Gazetesi)

İstanbulun gerdanında parıldayan incilere yolculuk

Saffet Emre TONGUÇ

Osmanlıda kullanılan Sahilhanenin karşılığı olan yalı, Yunancada sahil, deniz kıyısı anlamında bir kelime. İçinden deniz geçen tek şehir unvanına sahip olan İstanbul ise yaklaşık 2700 yıllık bir tarihe sahip. Yerleşimin yüzyıllar boyu Sarayburnu-Edirnekapı arasındaki Tarihi Yarımadada olduğu şehrin boğaz bölgesindeki yapılaşma, Bizans döneminde manastırlar ve balıkçı köyleriyle başlamış. Özellikle Lale Devrinden sonra boğaz gerdanlığının üzerine inci gibi yalılar dizilmiş...

Mitolojik adı ana tanrı Zeusun kıskanç karısı Heradan korumak için ineğe çevirdiği gözdesi İodan gelen ve İneğin Irmağı olarak bilinen Boğaziçi, yaklaşık 30 kilometre uzunlukta. Ve üzerinde irili ufaklı yaklaşık 360 yalı var.Biz bunlardan, öne çıkan 28 tanesini seçtik ve kısaca tanıtıyoruz sizin için. Bu rehberde ayrıca, son yıllarda sayısı iyice artan Boğaziçi turlarıyla ilgili bilgileri bulabilirsiniz. Bazı tur şirketleri özellikle yalıları tanıtmaya yönelik programlar düzenliyor. Daha fazlabilgi isteyenler, bu turlardan birine katılıp, boğaz havasında tarihibir gezi yapabilirler...

Beylerbeyinden Çubukluya

ASYA YAKASI YALILARI

DEBRELİ İSMAİL PAŞA YALISI

1778 yılında Türk barok mimarisi tarzında inşa edilen ve Beylerbeyi Camiinin yanında bulunan Debreli İsmail Paşa yalısı çoğu yalı gibi bir yangına kurban gitmiş. Restorasyon sonrasında butik olarak kullanılan yapının 1890 lardaki orijinal planları mimar Alexandre Vallaurye ait.

KALKAVAN YALISI

Vaktinde Bereket Şahın eşi Esra Bereketin yaşadığı, Beylerbeyi'ni süsleyen bu güzelyalı Kalkavan ailesine aitti. Daha sonra Ömer Sabancıya satıldı.Boğaziçinde Sabancılara ait 15 yalıdan biri olan bu yapı, bir kültfilm olan Topkapıda da kullanılmıştı. Melina Mercuri ve Peter Ustinovun başrollerini paylaştığı bu kırk yıllık filmde, hırsızlar Topkapı Hançerini çalmaya çalışıyorlardı.

SADULLAH PAŞA YALISI

 Çengelköy'deki yalı, en güzel bezemelere sahip ve Boğaziçindeki en pahalı yalılardan biri. Sadullah Paşa II. Abdülhamid döneminde jurnalcilerin kurbanı oldu . V. Muradı başa geçirmek isteyenlerden biri olduğu için yurtdışına gönderildi. Önce Berlin'den, sonra da büyükelçilik yaptığı Viyana'dan yurda dönmesine izin verilmedi. Aynı zamanda Tanzimat Edebiyatının ünlü isimlerinden olan Paşa, girdiği bunalım sonucu intihar etti.

MAHMUT NEDİM PAŞA YALISI

Viyana Büyükelçisi Mahmut Nedim Paşa tarafından yaptırılan yalının en dikkat çekici özelliği, Paşanın yaşadığı şehirler olan Viyana ve Prag' daki binalardan etkilenerek yaptırdığı kulesi. Torunları tarafından Kızılaya bağışlanan Vaniköy deki yalı,  Yalçın Sabancıya satıldı. Paşa, Osmanlıda valilik ve sadrazamlık görevlerinde bulunmuştu. Rus yanlısı politikaları dolayısıyla Nedimof olarak da adlandırılmıştı.

EDİP EFENDİ YALISI

Boğazın en dar, akıntının en hızlı olduğu noktalardan birinde yer alan Edip Efendi yalısı, Osmanlıda çok saygı duyulan bir hükümet görevlisinin adını taşıyor. Romance of the Bosphorus kitabıyla geçmiş yüzyılda Boğaziçindeki hayatı anlatan Dorina Lady Neave bu yalıda yaşamıştı.

HADİ BEY YALISI

Manford Evi olarak da geçen 1800 lü yıllardan kalma yalı, İngilizlerin işgalinden sonra Licardopulos isimli bir Yunanlı armatör tarafındansatın alındı. Avukat Hadi Bey Selanikteki Türk malları ile yalıyıtakas ederek binanın sahibi oldu. Yalılara özgü aşı (bordo) boyaya sahip bina geçtiğimiz yıllarda yapılan restorasyondan sonra Boğaziçinin en güzel yalılarından biri haline geldi.

KONT OSTROROG YALISI

Abud Efendi yalısına komşu olan Kont Ostrorog Yalısı Boğaziçindeki en güzel ve tarihi binalardan biri. İslam hukuku konusunda uzman olan Polonya doğumlu Leon Ostrorog, Osmanlı İmparatorluğuna danışmanlık yapmıştı.Galata bankerlerinden olan Lorandoların kızı Jeanne ile evlenen kontun misafirleri arasındaki çok sayıda ünlü isim vardı ve bunlardan biri  Lotiydi.

ABUD EFENDİ YALISI

Ostrorog ve Kıbrıslı yalıları arasında kalan yalı 1900 lerin başında Abud Efendi tarafından satın alınmıştı. İstanbuldaki sarayların ve önemli binaların büyük bir kısmına imza atmış Ermeni Balyan ailesinden Garabet çizmişti planlarını. Abud Efendinin kızı, İstanbul sosyetesinin 1920 lerde önemli fertlerinden biri olan Belkısın dillere destan düğünü de bubinada yapılmıştı.

KIBRISLI YALISI

Üç değişik sultana sadrazamlık yapmış olan Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa önemli bir devlet adamıydı. Eski Küçüksu plajının hemen yanında yer alan 64 metrelik rıhtıma sahip yalı, 1840 tan beri aynı ailenin mülkiyetinde.Iraklı Kral Faysal, Şair Yahya Kemal yalıda kalmış isimlerden bazıları.1980 li yıllarda Araplara mal satma furyasında eskiden yalının korusu olan Sevda Tepesi de el değiştirmişti. Paşanın İngiliz asıllı karısı1872 de Haremde Otuz Yıl isimli bir kitap yayınladı.

KOMODOR REMZİ BEY YALISI

Yıldırım Beyazıt tarafından 1390 larda İstanbulu fethetmek için yaptırılan Anadoluhisarı nın önünde bulunan yalı, 1917 yılında inşa edilmiş ve daha sonra General Mümtaz Aktaya satılmış. Ünlü armatör Ali Sohtorikin kızı ve fizik profesörlüğünden ziyade politikacılığıyla tanınan Erdal İnönünün karısı olan Sevinç İnönü yalının 1970 ten berisahibi.

BAHRİYELİ SEDAT BEY YALISI

Batılıların Sweet Waters of Asia (Asyanın Tatlı Suları) dedikleri Göksu deresi eski adı Güzelce olan Anadoluhisarı ndan Boğaziçine dökülüyor. Bu bölgedeki en güzel yalılardan biri de neo barok tarzda inşa edilmiş olan Bahriyeli Sedat Bey Yalısı. Yalıyı Sedat Beyin dedesi Mustafa Reşit Paşa yaptırmış. Bahçesinde bulunan ağaç dolayısıyla Manolya Yalısı olarak da biliniyor.

AMCAZADE HÜSEYİN PAŞA YALISI

1699 yılından kalma yalı Boğaziçinin en kıdemlisi. Mermer fıskiyesi, çiçek ve geometrik şekillerle süslenmiş tavanları ihmalkarlığın sonucunda harap olmuş durumda. Yıllardır sürdürülen girişimler sonunda binada restorasyon ancak başladı. Bir Mevlevi olan Hüseyin Paşa, Osmanlıda görev yapan Köprülü ailesinden gelen beş sadrazamın dördüncüsüydü.İstanbul üzerine kitaplar yazan Pierre Loti 1910 larda Amcazadeyi kurtarın diye feryat etmişti, duymamız 95 sene sürdü...

NURİ PAŞA YALISI

Abdülhamidin subaylarından biri olan Nuri Paşa tarafından 1895 te yaptırıldığı tahmin edilen binada uzun yıllar Rahmi Koç yaşadı. Rivayete göre Nuri Beyin ressam olan oğlu Hami, yandaki yalının sahibi olan Marki Necipin kızıyla kaçmıştı...

MARKİ NECİP BEY YALISI

Adındanda anlaşılacağı gibi Necip Bey bir Fransız asilzadesi. Melike Aliye Hanımla evlenebilmek için Müslüman olmuş. Yalının arkasında bulunan kuleli bina Necip Beyin kışlık köşküymüş. Yalı 1983 te bir yangına kurban gittikten sonra restoreedildi. Yalının ilk inşa tarihinin 1800 lerin sonu olduğu tahminediliyor.

HEKİMBAŞI SALİH EFENDİ YALISI

Osmanlı İmparatorluğunda, II.Mahmut zamanında açılan ilk tıp okulundan mezun olan Salih Efendi, üç sultanın doktorluğunu yaptı. Botaniğe çok meraklıydı. Kendi aşıladığı bir gül Hekimbaşı Gülü diye tanındı.Yalının bahçesi bahar geldiğinde renk cümbüşüne dönerdi. Boğaziçinde özgün yapısını ve orijinal eşyalarını koruyan nadir yalılarından biri burası. Yalıda halen 1905 yılında ölen Salih Efendinin akrabaları yaşamakta.

YAĞLIKÇI HACI REŞİT BEY VE PRENSES RUKİYE YALISI

Soldaki Yağlıkçı Hacı Reşit Bey Yalısı 1980 lerde Barlas Turan tarafından restore ettirildi. 1850 li yıllarda yaptırılan yalı Kanlıca Koyunda yer alıyor. Yanındaki yalı kocasının ailesi tarafından yüz görümlüğü olarak Mısır Hıdivi Abbas Halim Paşanın kızı Prenses Rukiyeye hediye edildi. Arkasında Mihrabad Korusu bulunur.

SADRAZAM KADRİ PAŞA YALISI

Kadri  Paşa Abdülmecid in sarayındaki ünlü hekim İsmail Paşanın kızıyla evlendiğinde yalıyı aldı. Sadrazamlıktan sonra Edirne Valiliği de yapan Kadri Paşa, 1883 te öldü. Bir geminin çarpması sonucu ciddi hasar gören yalıda şu an Paşanın soyundan gelen insanlar oturuyor. Kanlıcadaki yalıya 1850lerin mimari tarzı hakim.

ETHEM PERTEV YALISI

 Ethem Pertev Türkiyenin ilk eczacılarından. 1871 doğumlu Pertev Saraylı Hanım Yalısı diye de geçen bu yapının ikinci sahibi. Ethem Bey öldükten sonra çocukları Aksaraydaki eczaneyi işletmeye devam ettiler, yalıyı da 1932 yılında bir kaptana sattılar. Yeni Sanat dedikleri Art Nouveau tarzında yapılmış olan yalı geçtiğimiz yıllarda başarılı bir restorasyon geçirdi.

HACI AHMET BEY YALISI

Bizans zamanındaki adı Glaros (Martı) olan Kanlıcanın adının kağnıyla gidilen bir yer olduğu için Kağnıca dan geldiği tahmin ediliyor. Yoğurduyla meşhur bu Boğaziçi köyündeki yalılardan biri de Hacı Ahmet Bey Yalısı.Osmanlıyı 33 yıl yöneten Abdülhamid döneminde yapılan bina,Ramazanoğlu ailesine ait. Ailenin çocuklarından birinin sünnet düğününe Atatürk de katılmış.

YAĞCI ŞEFİK BEY YALISI

Yalının yerinde daha önce II. Abdülhamidin kız kardeşi Cemile Sultana ait yalı varmış. Donanma Cemiyetinin kurucusu ve başarılı bir işadamı olan Şefik Bey, 1905 yılında bugünkü görkemli binayı yaptırmış. Büyük bina Haremlik, yanındaki küçük bina ise Selamlık. Yalının devamında Çubukluya doğru, 7-8 Hasan Paşa Yalısı ve geçtiğimiz günlerde bir butik otel olarak hizmete giren Rasim Paşa Yalısı bulunuyor.

Bebekten Tarabyaya

AVRUPA YAKASI YALILARI

ŞERİFLER YALISI

Adını IV. Muradın yakın arkadaşı İranlı Emir Handan alan ve Emirgan da bulunan bu yapı, Avrupa yakasındaki en eski yalı unvanına da sahip.1780 yılında Yusuf Paşa tarafından yaptırılan yalıyı, 1894 yılında oğulları Ürdün, Suriye ve Irakı yöneten Şerif Abdullah Paşa aldığından bugünkü ismi verilmiş. Duvarları motiflerle bezenmiş olan, Kültür Bakanlığına ait bu yalıda yapılan son restorasyon yeni tamamlandı.

FAİK BEY YALISI

Pakize Hanım olarak da bilinen bu yalı, Yeniköyün girişini süslüyor. İstinyeye doğru olan yanında 20. yüzyılın önemli yazarlarından Servet-i Fünuncu Recaizade Ekrem Bey Yalısı bulunuyor.

AFİF AHMET PAŞA YALISI

Neo-barok tarzında yapılan binanın mimarı Osmanlı Bankası ve Pera Palas binalarına da imzasını atan Alexandre Vallaury. Binayı Afif Ahmet Paşanın ailesinden, Pera Palasın eski sahibi Misbah Muhayyeş almış.Orient Ekpresde Cinayet adlı kitabını yazmak için İstanbula gelen Agahta Christie, yalının misafirlerinden biri olmuş.

ŞEHZADE BURHANETTİN EFENDİ YALISI

II.Abdülhamidin oğlu tarafından 1911de satın alınan ve şehzadenin adını taşıyan 64 odalı yalı, Boğazdaki en büyük sahilhanelerden biri. Arkabahçesinde büyük bir köşk bulunuyor.  Kıbrıslı yalısından sonra en uzun rıhtıma da sahip yalılardan biri bu. Türk asıllı Mısırlı Ahmet İhsan Bey yalıyı satın alınca, halk arasında adı Mısırlılar Yalısı olarak da geçmeye başlamış.

SAİT HALİM PAŞA YALISI

Neoklasik bir mimariye sahip olan yalı, geçtiğimiz yıllarda şaibeli bir yangının kurbanı olduktan sonra restore edildi. Yaklaşık beş sene Osmanlıya sadrazamlık yapan Sait Halim Paşa, her ne kadar başta İmparatorluğun tarafsız kalması için uğraşsa da Almanyayla beraber Birinci Dünya Savaşına girmemize neden olan kararı, kabinesiyle birlikte bu yalıda almıştı. Ardından da Maltaya sürgüne gönderildi ve1921 yılında Romada bir Ermeninin silahından çıkan kurşunlarlahayatını kaybetti.

FAİK VE BEKİR BEY YALISI

Yalı 1906 yılında Tarabyadaki İtalyan Konsolosluğu yazlık binasını da yapan devrin ünlü mimarı Raimondo Daronco tarafından planlanmış. Sultan Saranın ikiz kızları için yapıldığından, adı İkiz Yalı olarak da geçiyor. Eski adı Neopolis olan Yeniköyün iskelesinin hemen yanında yer alan yapı, iki bölüm halinde farklı kişilere satılınca Faik ve Bekir Bey Yalısı olarak adlandırılmış.

HUBER YALISI

19.yüzyılın sonlarında Osmanlıya silah satan Krupp şirketinin Türkiye temsilcisi olan Hubere ait binanın yaklaşık 35 dönüm korusu var. Restore ettirilen yapı Cumhurbaşkanlığı Yazlık Köşkü olarak kullanılıyor. Rivayete göre Sultan Abdülaziz III. Napolyon un eşi Eugenie ile yasak bir aşk yaşamış, imparatoriçenin nedimesine de muhtemelen sus payı olarak bu yalıyı hediye etmiş!

ALMAN KONSOLOSLUĞU YAZLIK BİNASI

Kızıl Sultan diye de tanınan II. Abdülhamid şehzadeliğini geçirdiği evi,Osmanlı donanmasını yeniden yapılandırması karşılığında Kaiser Wilhelme hediye etmiş. 1889 yılında Belçikalı mimar Cingranın tasarladığı binalar adı terapi merkezi olması dolayısıyla Tarabya diye adlandılan Boğaz köyünün girişini süslüyor. Yapılar 185 dönümlük koruyla birlikte, Boğazın en yeşil noktalarından birini oluşturuyor.

BOĞAZİÇİ

KANLICA ve BOĞAZİÇİ (Hürriyet Gazetesi Gezi Ekinden)
 
 BİR   UÇTAN   BİR   UCA   BOĞAZİÇİ
 

Haksızlık olsa da, Boğaz'ıbiraz da sayılarla anlatmak gerek: İstanbul Boğazı, 30 kilometreuzunluğunda. En dar yeri, 700 metre, en geniş yeriyse 3,5 kilometre.Derinliği bazen 100 metreyi geçse de ortalama 60 metre kadar.

Boğaz, İstanbul'un enbüyüleyici yerlerinden... Sadece efsaneleri ya da kıyılarındaki sarayve yalılarıyla değil, buradaki yaşamın en canlı görüntülerini verentersaneleri, balıkçıları, fenerleri, köyleri ve mahalleleriyle,İstanbul'da yaşayan herkesin er geç soluğu aldığı bir yer. Yılın hergünü, sabahları bir Boğaz vapuru Eminönü'nden kalkıp, bütün kıyılarıdolaşır. İçinde olmak, en muhteşem İstanbul deneyimlerindendir...

Tanrılartanrısı Zeus, sevgilisi İo'yu, kıskanç karısı Hera'nın gazabındankoruyabilmek için, bir ineğe dönüştürür. Buna kanmayan Hera, ineğinbaşına bir at sineği salar. İo, sinekten kaçarken Boğaz'dan geçer veburası İnek Geçidi, yani Bosphoros adını alır. Bir başka efsane de,Altın Post'un peşinden Boğaz'ı geçip Karadeniz'e, oradan da Kolkhis'egiden İason ve Argonautlar hakkında. Bu da, M.Ö. 10. yüzyılda,Karadeniz'e gelip koloniler kuran Yunanlılar'ın karşılaştıklarıtehlikeleri anlatır.

Çarpık yapılaşmadan önce, yeşilliklerarasından görünen yalılar ve önlerinden süzülen rengarenk kayıklar,kıskanılacak bir manzaraydı. Yalıların birçoğu bakımsızlığın ardındanterkedildi, birçokları da yandı. Gerçek İstanbullu birçok aile, geçmişkuşakların yaptığı gibi yalılarda oturmayı sürdürüyor. Boğaz'ı, önemliyalıların tarihçesiyle birlikte, detaylı gezmek isteyenlere RichardHinkel ve Rhonda Vander Sluis'in Boğazdan (Çitlembik) rehberiniöneririm.

AVRUPA YAKASI

BEŞİKTAŞ Taksim'denBoğaz'a doğru yol alırken, kentin en canlı alışveriş ve ulaşımmerkezlerinden biri, Beşiktaş var. Bir taraftan vapurlar, dolmuşlar,taksiler, burada tam anlamıyla bir kaosa neden olurken, diğer taraftanda kuralları hiçe sayan yayalar burada en görülmemiş marifetlerinisergiler. Bugün Barbaros Hayreddin Paşa adıyla da anılan semtte, MimarSinan tarafından yapılmış bir cami ve türbe ile Resim ve Heykel Müzesive Deniz Müzesi var.

Daha fazla ilerlemeden, DolmabahçeSarayı'nı atlamadığınıza emin olun. Boğaz'dan yaklaşırken, 600 metrelikrıhtımda, 284 metre boyunca uzanan bu mermer saray oldukça etkileyici.Sarayın mimarisinde bir takıntı haline getirilen gösterişi bir yanabırakıp, dikkatinizi daha ince detaylarda toplamaya çalışabilirsiniz.İşlemeli parkeler, kristal trabzanlı simetrik merdiven, ışığı geçirenpembe, onyx banyolar gibi... Her ne kadar hálá aşırılık da olsa, dörtbin küsur metrekarelik ipek Hereke halıyla dünyanın en büyük avizesiolan 4.5 tonluk Bohemya kristali karşısında, ağzınızın bir süre açıkkalmasını engelleyemeyebilirsiniz. (Pazartesi ve perşembe hariç, hergün 09.00- 16.00 arası açık. 0212 258 55 44.)

Beşiktaş'tanOrtaköy'e doğru, 1874'te Sultan Abdülaziz'in, ünlü mimar SarkisBalyan'a yaptırdığı ve 1988'den beri de, restorasyonla kentin en lüksotellerinden birine dönüştürülen Çırağan Sarayı, solda kentin oksijendolu parklarından Yıldız Parkı var.

ORTAKÖY İşte Boğaz'ınen popüler köşelerinden biri... Bir zamanlar küçük bir balıkçıköyüyken, üniversite öğrencileri ve hocalar burada çay içer ve derintartışmalara girerlerdi. Belki de bu yüzden, o günleri hatırlayanlar,bugün artık burada yapmacık bir kalabalık olduğunu düşünerekuğramıyorlar. Kentlilerin ne düşündükleri bir yana, artık trendlerinkonuştuğu Ortaköy'e ilk defa gelenlerin, sokaklara taşan kahvelerden,rengarenk el işi takı ve hediyelik eşyalardan, antikalardan, kitapsatıcılarından ve iyi restore edilmiş cumbalı, ahşap evlerdenetkilenmemesi zor. Benim için en güzel yanı camisi. En uçta, denizkenarındaki Büyük Mecidiye Camii, 1855'te I. Abdülmecid için yapılmış.

Ortaköy'densonra, iki kıtayı bağlayan, kentin ilk asma köprüsü, BoğaziçiKöprüsü'nün altından ve özellikle yaz sezonunun ünlü ve olaylı gecekulüplerinden geçerek, Kuruçeşme'ye varılır. Burası, bir zamanlar kömürdepoları yüzünden, Boğaz'ın en çirkin yeriydi. Şimdi önünde yeşilparkları var ve buradan itibaren bol bol yürüyüş yapan ve balıkavlayanlara rastlanır.

ARNAVUTKÖY Her ne kadar, sahilyolu yapılırken, şirin iskelesi yıkılmış olsa da, yol boyunca dikkatçeken yalıları, güzel ahşap evleri, gerçek mahalle ortamı, halkınınyaşadığı yeri koruma isteği ve üçüncü Boğaz Köprüsü'ne karşı çıkarkengösterdikleri dayanışma ruhuyla, Boğaz'ın en güzel ve tipiksemtlerinden biri. Boğaz boyunca olduğu gibi, burada da barlar, denizkıyısında kafeler ve balık lokantaları var.

BEBEKBoğaz'ın en derin yeri olan Akıntı Burnu ve zaman zaman akıntı hızıdört deniz miline kadar çıkan Şeytan Burnu'ndan sonra, Boğaz'ın lükssemtlerinden Bebek var. Arnavutköy ile Bebek arasındaki 15 dakikalıkyürüyüş, mevsimine göre, farklı heyecanlar sunar. Bebek, parkı, manavı,dondurmacısı, kuaförü, çiçekçileri ve balık lokantalarıyla adeta butikbir mahalledir. İstanbul'un gösterişli yüzü burada iyice ön planaçıkar. Sabahları parkın içindeki küçük caminin yanındaki, ahşap masa vesandalyelerinden yıllardır ödün vermeyen Bebek Kahve, sabah 7'denitibaren, müdavimlerin işe gitmeden önce uğrak yeridir. İlerleyensaatlerde de, işsizler gelir. Diğer kahvelerden bir farkla, işsizolmayı dert etmezler... Bebek'in tepelerinde, Türkiye'nin en çok tercihedilen üniversitelerinden Boğaziçi Üniversitesi var. 1863'te birmisyonerin Christopher Robert adlı zengin bir New Yorklu'yu ikna ederekkurduğu okul, önceleri Robert Kolej adıyla eğitim vermiş.Üniversite'nin hemen altında, muhteşem manzaralı, Tevfik Fikret'in evi,müze olarak geziliyor.

RUMELİ HİSARI Boğaz'ın üzerinde,Avrupa tarafında Rumeli, Asya tarafında ise Anadolu Hisarı'nınkarşılıklı bulunduğu geçit 700 metreyle Boğaz'ın en dar yeri. Bunoktada, M.Ö. 512'de, Pers kralı Darius, gemilerden bir köprü yaparak,Avrupa'ya geçmiş. 1988'de tamamlanan ve 1090 metre uzunluğuyla,dünyanın en uzun asma köprülerinden sayılan, kentin ikinci köprüsü,Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, tam bu noktada inşa edildi. Bugünkü RumeliHisarı, Fatih'in İstanbul'u kuşatmasından bir yıl önce yapılmış.Anadolu Hisar'ı ile birlikte Karadeniz'den gelebilecek askeri yardımınyolunu kesmeyi amaçlamış. Bu yüzden hisarın ilk adı Boğaz-kesen. Yazaylarında açık hava konserlerinde tıklım tıklım doluyor. Civarı aynızamanda Boğaz'ın en çok rağbet gören kahvaltı yerlerinden.

EMİRGANErivan Valisi İranlı Prens Emirg'in adını taşıyor. Kentini, IV. Murad'ateslim edince, prense Boğaz'da bir saray verilmiş. Zamanında Prens'insefahat hayatıyla ünlü olan Emirgan, bugün çınar gölgesinde oturulankafelerine, Boğaz havası almak isteyenler uğruyor. Tepedeki EmirganParkı, 19. yüzyılda Mısır Hidivi İsmail Paşa'nın yazlık sarayınınbahçesiydi.

İSTİNYE Boğaz'ın derin koylarından olanİstinye, aynı zamanda da en büyüğü. Bugün balıkçı teknelerinin ve özelteknelerin barındığı liman. Bir zamanlar, kıyılarında, geçimini gelipgeçen gemilere, bisküvi satarak sağlayan satıcılar varmış. Sonraları,emekliye ayrılan kaptanların, Ermeni bankacıların, zengin devlet ve işadamlarının, yazlık evlerini inşa ettirmek için tercih ettikleri birsayfiyeye dönüşmüş.

SARIYER Boğaz seferlerinin Avrupayakasındaki son durağı. Adını çarşısındaki türbede yatan Sarı Baba'danalıyor. Buradan Kilyos, Rumeli Kavağı, Telli Baba Türbesi ya da AltınKum Plajı için karadan devam etmek gerekiyor. Bir zamanlar buradaKaradeniz'den gelen gemilerin kayalara çarparak parçalanmamaları için,geceleri meşalelerin yandığı bir Pharos (Fener) varmış.

RUMELİ KAVAĞI Avrupayakasının Boğaz kıyısındaki son yerleşimi. Anadolu Kavağı ile Karadenizmanzarası buradan görmeye değer. Özellikle Sarıyer'den sonra, buranındaha fazla köy ve mahalle ruhuna sahip olduğunu anlayabiliyorsunuz.Birçok yerden daha uygun fiyatlı, meze ve taze balık sunan, gösterişsizbalık lokantaları var. Evleri, rıhtımı, küçük dükkanları vekahvehanesiyle, adeta insanın bir fırtınada sığınmak isteyeceği, dostbir yer.

ANADOLU YAKASI

ÜSKÜDAR Beşiktaş'tankalkan motor dolmuşlar ve vapurlar, köprü trafiğine takılmadanrahatlıkla Üsküdar'a ulaşır. Burası, Anadolu yakasının en büyük vehareketli alışveriş noktalarından biridir. Haftaiçi ya da haftasonu,bütün bir gün, arı kovanı gibidir. M.Ö.7. yüzyılda Khrysopolis (AltınŞehir) adıyla kuruldu ve 12. yüzyıla kadar da böyle anıldı. Zamanla,yaptırılan saraylar, yalılar, camiler ve medreselerle, Osmanlı'nınsayfiyesi; 18. yüzyıldan sonra da kışlalar ve talimhanelerle askerimerkez oldu. Vapurdan inince, İskele Meydanı'ndasınız. Hemen karşınızdayükselen, Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı ve veziri Rüstem Paşa'nınkarısı Mihrimah Sultan için, 1547'de Sinan'a yaptırılan, bir terasüzeride, görkemli Mihrimah Sultan Camii var. Hemen karşısında YeniValide Camii.

Üsküdar'ın en güzel camisi Çinili Camii içinÇavuşdere Caddesi'nde yol sormak gerekiyor. Deli İbrahim zamanında,1640'ta yapılan caminin içine girip mavi-turkuvaz çinilere bakın.

Vaktiolanlar İstanbul'un en büyük Müslüman mezarlığı olan KaracaahmetMezarlığı'nı görkemi ve mezar taşlarındaki kabartmaları içingörebilirler.

KIZ KULESİ Üsküdar'ın birkaç yüz metreaçığında bir adacık üzerindeki, 19. yüzyıldan kalma, Kız Kulesi olarakbilinen bu deniz feneri, kendisinden çok efsaneleriyle ünlü. Her nekadar yaklaştıkça, özellikle günbatımında, uzaktan göründüğü kadarmasalsı değilse de, yakın zamanda kule restore edildi ve düzenli motorseferleriyle adaya gidip geliniyor. Kulede, geceleri de açık olan, birrestoran var. (Gündüz ve gece turları için, 0216 342 47 47,www.kizkulesi.com.tr)

KUZGUNCUK Yunanlı, Ermeni, Yahudive Müslümanlar'ın uyum içinde yaşadığı yerleşimlerden biriydi. Cami,sinagog ve kilisenin birbirlerine yakınlığı, bunun sembolik birgöstergesi. Üsküdar'a yakın olmasına rağmen, samimi bir köy havasınıkaybetmedi.

BEYLERBEYİ Üsküdar'dan Boğaz'a ilerledikçe,Anadolu tarafında, gezilebilen en etkileyici saraylardan Beylerbeyivar. Bu beyaz mermerden, 19. yüzyıldan kalma zarif saray, Osmanlısultanlarının yazlığı ve misafirhanesiymiş. (Pazartesi ve Perşembehariç, her gün 9.30- 16.00 arası açık, 15- 20 dakikada bir rehberliturlar var, 0216 321 93 20)

ÇENGELKÖY-KANDİLLİ Boğaz'ınen güzel yalılarından bazıları, Çengelköy ile Kandilli arasında.Çengelköy adını, İstanbul'un fethinin ardından, Fatih Sultan Mehmedtarafından burada bulunan ve Bizanslılar'a ait olan çapalardan alıyor.Ayrıca yazın satılan küçük ve kıtır kıtır salatalıklarıyla ünlü.Buradaki en güzel yalı, Sadullah Paşa Yalısı. Kandilli, Boğaz'ın enderin yerinde. Bizans döneminde, bu bölgede birçok manastır ve kilisevarmış. 18. yüzyılda sultanlar burada saraylar ve bahçeler inşa etmeyebaşlamış. Çengelköy ile Kandilli arasındaki Vaniköy, yalılar içinözellikli bir yerdi. Dar kıyısına ancak tek sıra yapı inşa etmekmümkündü. 1838'den beri Boğaz'ın sembollerinden olan ve Abdülmecid içintasarlanan bugünün Kuleli Askeri Lisesi, 1947'den beri okul olarakkullanılıyor.

KÜÇÜKSU-ANADOLU HİSARI Küçüksu Kasrı,küçüklüğüne rağmen, rokoko stilinde yapılan ve en iyi Boğaz'dan görülencephesindeki mermer işçiliği, istridye şeklindeki çeşmesi ve çarpıcımerdiveniyle, Boğaz'ın en zarif köşkü... Köşke yürüme mesafesindeAnadolu Hisarı var, Rumeli Hisarı'nın hemen karşısında, Göksu Deresikıyısında. Küçük ve güzel olduğundan, önce Güzelce diye adlandırılmış.Osmanlı soyluları bu kıyılarda piknik yaparmış. Hisarın yanındaki daryoldan inip Dere Kafe'de çay içerken balıkçılarla sohbet edebilirsiniz.Hisar'ı gezerken, civarındaki restore edilmiş evler gözünüzdenkaçmayacaktır.
_________________________________________________________________________
KANLICA Bizans döneminde, Kanlıca, Glaros(Martı) olarak biliniyordu. Adının son halini nasıl aldığına gelince;buraya ancak kağnılarla ulaşılabildiğinden, önce Kağnılıca denmiş.Kanlıca'ya dönüşen ismin, ön eki Kanlı'nın, buradaki kırmızıyalılardan, bölgenin ineklerinden elde edilen pembemsi sütten ya da birzamanlar iskelenin üst kısmında görülebilen kayalardan geldiğineinanılıyor. Kanlıca'nın meydanındaki, Sinan'ın eseri olan Gazi İskenderPaşa Camii'nin (1559) civarında, haftasonları incik boncuk pazarıkuruluyor. Kanlıca'nın 17. yüzyıldan beri meşhur olan yoğurdundantatmak, her ne kadar artık burada üretilmiyor olsa da Boğaz turunun birgeleneği.
_________________________________________________________________________
PAŞABAHÇE Osmanlı döneminden kalma 300 yıllıkiçki depoları, bugün Hayal Kahvesi olarak bilinen bir bar- restoranolarak kullanılıyor. Avrupa yakasında, İstinye'den kalkan motorlar,özellikle yazın Paşabahçe'de, denizin üzerinde, canlı müzik dinlemekeyfini tatmak isteyenleri buraya getiriyor.

BEYKOZBoğaz'ın Anadolu tarafındaki en büyük köyü, Beykoz. Civarındakifabrikalara rağmen, bahçeli evleri, meydanındaki sekiz sütunlu ve güzelkubbeli çeşmesiyle dikkat çekici. Yaklaşık bir kilometre tepede,80'lerde Çelik Gülersoy tarafından restore edilen yeşillikler içinde,muhteşem manzarası, nargile şark köşesi ve restoranıyla Hıdiv Kasrıvar. Mısır'ın son Hıdiv'i, Abbas Hilmi Paşa tarafından, Kahire'ninsıcağından kaçabilmek için, yazlık olarak yaptırılmış.

ANADOLU KAVAĞI Eminönü'ndenkalkan Boğaz vapurlarının son durağı. Araçlı olanlar, Poyrazköy veAnadolu Feneri'ne giden tabeladan sola ayrılan Anadolu Kavağı ve Hz.Yuşa yatırı yazan tabelayı, 8 kilometre boyunca takip etmeliler. 17metre uzunluğunda bir yatırın bulunduğu Yuşa Tepesi, deniz seviyesinden200 metre yükseklikte bir hac yeri. Biraz yıpranmış evleriyle, balıkçıköyü havasındaki Anadolu Kavağı'nın iskelesinin etrafında iyi balıkyenebilecek birçok lokanta var. Ayrıca yarım saatlik bir yürüyüşleçıkılan tepede, Bizans devrine ait bir kale ve olağanüstü bir Boğaz,Marmara ve Karadeniz manzarası var.

PERA Haliçin karşısı

Yunanca'dakarşı anlamına gelen Pera, Haliç'in karşısında olmasından böyleadlandırılmıştı. Sonraları bu isim, Galata'nın yukarı kısmındaki semt,yani günümüz Beyoğlu'su için kullanıldı. Galata kalabalıklaştıkça,Avrupalılar buraya doğru kaymaya, 19. yüzyılın ortalarında, burayıelçilik sarayları için tercih etmeye başladılar. 15. yüzyıldan itibarenTürklerin de zaman zaman bu bölgeyle, çeşitli nedenlerle, bağlantılarıolduğu biliniyor.

BEYOĞLU TURU

Beyoğlu'nun, yaniİstikál Caddesi'nin Tünel olarak bilinen sonuna, Galata Kulesi'nden,müzik dükkanlarının sıralandığı, canlı sokaktan yürüyerek ya daKaraköy'den, dünyanın en eski ve kısa metrolarından birine binerekvarılabilir. Meydanın bir köşesinde, bugün Divan Edebiyat Müzesi olanve 1492'de yapılan, kentin en eski derviş tekkesi Galata Mevlevihanesivar. Sema gösterilerinin olduğu bina 18. yüzyıldan ve gezilebilir.Taksim'e doğru yürürken, sağda İsveç Konsolosluğu var. Yanındaki bina,Botter Hanı. Kabartmalı cephesi ve demir balkonu hemen göze çarpan buArt Nouveau apartmanın mimarı, İstanbul'da başka yapılara da imzasınıatmış olan İtalyan d'Aronco.

Sağınızdaki Le Bon ya da LesBones gibi pastaneleri geçerken, bir zamanlar karşı köşede Beyoğluentelektüellerinin toplandığı Le Bon pastanesi olduğunu düşünün.Sağdaki İtalyan mimarisinde yapılmış Rus Elçiliği, Ayasofya'nınrestorasyonunda görev alan Fossati kardeşlerin eseri. No: 401'de,dükkan içi Art Nouveau tarzda bir Mudo. İçerisini ve satılan orijinalobjeleri görmek için mutlaka uğrayın.

Karşı tarafta No: 360'tayeniden hayat bulan tarihi Markiz Pastanesi ve yanında Passage Oriental(Şark Aynalı Çarşısı) var. Konsolosluğun karşısındaki Terkoz Çıkmazı,ucuz giysi cenneti olarak gençlerin sık uğradığı bir sokak. ÇiçekPasajı'na gelinceye kadar, Elhamra, Hazzopulo ve Aznavur gibi pasajlarıkaçırmayın, bunlara girip çıkmak, Beyoğlu tarihi ve daha çok yaşamıüzerine verdikleri ipuçları nedeniyle çok keyifli olacaktır. ÇiçekPasajı'nın en iyi günleri 1930'larda Rus göçmenlerin müzik yaptığıyıllardı. Bitişiğinde Avrupa Pasajı (Aynalı Pasaj) var. Balık Pazarı veİstanbul'un en iyi fasıllı meyhanelerinin sıralandığı Nevizade Sokakise İstanbul gecelerinin olmazsa olmazlarından...

Atlas veBeyoğlu pasajlarını, İstanbul'un Emek ve Alkazar gibi, en güzel tarihisinemalarını geçince işte, Taksim Meydanı... Kentin nabzı buradaatıyor. Yollar birleşiyor, yollar buradan ayrılıyor.

GALATA

Birzamanlar, nöbetçilerin, kentten yükselen dumanı görür görmez,tepesinden yangın var! diye bağırarak, kentteki tulumbacılara haberverdiği Galata Kulesi, tüm turistik özelliklerine ve civarında gelişenyaşama rağmen, hálá peri masallarına aitmiş gibi duruyor. Galata,Haliç'in kuzey kıyılarından Beyoğlu'na kadar uzanıyor. İlk adı Sykaiolan bölgenin tarihi, İstanbul'un kuruluşuyla yaşıt. Bizans İmparatoruPaleologus'a Haçlılar'ı püskürtmesi için destek veren Cenevizliler'e,ödül olarak, Galata yarı bağımsız bir koloni olarak verilir. Sonraları,Fatih Sultan Mehmed kenti kuşattığında, tarafsız kalan Cenevizliler'eOsmanlılar tarafından, yaşam, ticaret ve ibadet sürekliliği tanınır. Busırada kentin en çarpıcı sembolü, Galata Kulesi'ni yapar Cenevizliler.Osmanlı hakimiyetinin ilk zamanlarında birçok İspanyol Yahudi, Araptüccar, Yunanlı ve Ermeniler Galata'ya yerleşir. Burası kentin Avrupaisemti olarak tanınmaya başlar.

Galata Kulesi'nin hemenkarşısındaki, Ceneviz Galatası'nın ilk sokaklarından, Galata KulesiSokağı'ndan yokuş aşağı inerken, hemen solda bugün Galata Evi adlı birrestoran olan 1904'ten kalma İngiliz Karakolu var. Yol sağakıvrılırken, Ceneviz devrine ait günümüze kadar gelmiş üç kilisedenbiri olan San Pietro e San Paulo kilisesinin girişi var.

KartçınarSokağı'ndan sola dönünce Avusturya Lisesi ve St. George Rum KatolikKilisesi'nin önünden geçilir. Biraz gidince, sağda 19. yüzyıldan kalma,kıvrılarak aşağı sokağa inen, oldukça çarpıcı Kamondo Merdivenleri var.Avram Kamondo adında Yahudi bir banker, hanla birlikte yaptırmış.

SokaklarındaCenevizliler'den kalma pek çok bina barındıran Galata'da Galata KulesiSokağı'ndan devam edince, Voyvoda Caddesi diye anılan BankalarCaddesi'ne inilir. Cadde adını, solda 1856'da kurulan ve Osmanlılar'ınilk bankası olan, Osmanlı Bankası'ndan alıyor. Birinci Dünya Savaşı'nınsonuna kadar Osmanlı'nın merkez bankası, 1933'e kadar da TürkiyeCumhuriyeti'nin resmi bankasıydı. Perşembe Pazarı Sokağı'nda soruncaherkes Arap Camii'yi bilir. Ceneviz kapısından geçince, Unkapanı ileGalata Köprüsü arasında bir yere varıyorsunuz. Köprüye doğru yürürken,Ceneviz surlarının kalıntıları üzerinde 1435 tarihi okunuyor. İkiköprünün arasında Galata Medresesi var. Bedesten hálá kullanılıyor.

GalataKöprüsü'ne varınca, solda, Tünel'in Karaköy kapısı var. 1875'te Fransızmühendisler tarafından yapılan Tünel, dünyanın ilk metrolarındanbiriymiş. Buradan yeraltı geçidinden karşıya geçip, satıcılara YeraltıCamii diye sorabilirsiniz. Kemerleri taşıyan 54 sütunun kullanıldığı bucami, muhtemelen 6. yüzyıla ait Galata Kalesi'nin temellerikullanılarak yapılmış. Murat Belge'nin İstanbul Gezi Rehberi ileJohn Freely'nin Galata kitabından yararlanarak, Galata'yı yenidengezdim, her zamankinden daha şaşırtıcıydı.

KANLICA MEYDANINA RADAR

O zaman bizi dinlemediler,Ya sizi dinledilermi sayın Derya Sazak?...

                         KANLICA   MEYDANINA   RADAR

     Boğaz'ın Anadolu yakasında "eski İstanbul"u simgeleyen güzelliklerden biridir, Kanlıca meydanı... İskelenin çevresindeki çay bahçelerinde denize karşı pazar keyfi yapılır. Vapurları karşılayan martılar, gölgelikli masalarda fısıldaşan aşıklar, magazin sayfaları arasında dolaşırken yudumlanan çaylar.
     Bu güzellik Kanlıcalılara çok görüldü.
     Haftalardır "radar savaşı" yaşanıyor. Ve kazıklar şimdiden yerin 17 metre altına indi. Boğaziçi'ndeki tanker trafiğini gözetleyecek 8 kuleden biri de - 36 metre yüksekliğinde - Kanlıca meydanına dikiliyor. Semt sakinlerinin tepkisine rağmen Kanlıca'yı bundan böyle "yoğurdundan çok radarıyla tanıtacak" kule inadından vazgeçilmedi. Bu uğurda yüz yıllık ağaçlar kesildi, Mimar Sinan'ın eseri tarihi cami bile gözden çıkarıldı.
     Kanlıca radarının insan sağlığı üzerindeki etkilerinin de yeterince tartışıldığı söylenemez.
     Baz istasyonları konusundaki duyarlılık, asıl radyasyon nedeniyle gösterilmeliydi. Beykoz Belediyesi uyudu ve her zamanki gibi pasif kaldı. Son anda gösterilen alternatif yerler kabul görmedi.
     Radar tartışması Kanlıca'yla sınırlı kalmayacak; İstanbul Boğazı'na inşa edilecek gözetleme kulesi sayısı 8... Çanakkale'de 5 istasyon yapılacak. Amaç, Boğazlar'ın artan tanker trafiğinde seyir güvenliğini sağlamak. Kafkas petrollerinin yanı sıra, Rusya'nın nükleer atıklarının taşınma olasılığı da önlem alınmasını gerektiriyor.
     20 milyon dolarlık projeyi Ramazan Mirzaoğlu'nun Devlet Bakanlığı hayata geçiriyor. Bakanın Kırşehirli olması ve Denizcilik İşletmeleri'ni hemşerileriyle doldurması nedeniyle Meclis'te Kamer Genç tarafından "Gemi kurtarma ve sahil güvenliğini yüzme bilmeyen ekipler yönetiyor" diye olay çıkardığı anımsanacaktır.
     Sonuçta radar kuleleri yükselmeye başladı ama ileride bunların nükleer atık taşıyan gemilerin geçişini nasıl önleyeceği meçhul.
     Atı alanın Üsküdar'ı geçmesi misali..
     Önemli olan nükleer tehditi, Rusya bu atıkları Karadeniz'e çıkarmadan engellemek değil mi? Radar kuleleri, Boğazlar'daki trafik güvenliğine katkıda bulunsalar bile, 100 - 200 metre boyundaki yüzlerce dev tankerin arasında atık taşıyan geminin kaza yapmadan İstanbul'u geçeceğinin garantisi var mı? Bu risk nasıl sıfırlanacak?
     Boğazlar rejimi, Türkiye'nin çıkarına nasıl düzenlenecek?
     Güvenlik simülasyonu yapmadan, Kanlıca meydanına kazık çakmak, Boğaziçi'nin yok olmaya başlayan güzelliğine indirilmiş yeni bir darbedir. Vapur güvertesi yerine İstanbul'u radar kulesinden seyretmenin şiirsel etkisine girmeden yazıyı noktalayalım.
     Kanlıca'da keyifli bir pazar için hala vakit var. Kule tamamlanmadan çayları söyleyin. Çaylar Denizcilik'ten!
     
     dsazak@milliyet.com.tr

ÇETİN ALTAN KALEMİNDEN

Çetin Altan Usta'nın kaleminden
 
KANLICA İSKELESİ ve POLİTİKADA "MASKELİ BALO"...

İstanbul'da eylül bitiminin, çeşitli semtlere göre değişiverenikircikli havası; Göztepe'de gözyaşları camlardan kayan limoni birgökyüzüne bürünmüşken, Kanlıca'da ortalık güllük gülistanlık, güneşleriçinde...
Boğaz'a, bir ömürlük bir aşkın, sevdası gün günden artagelmiş hayranlığıyla bir kez daha bakıyorum...
***
Kanlıca'nın ünlü yoğurduyla pudra şekeri, isteyene demli çay, tost,kibritimsi incelikte patates kızartması servisinin de yapıldığı birrıhtım kahvesi...
Masalarda, kızlı erkekli çiftler, kendi dünyalarının mutluluğunda"beğen beni, beğendim seni" edasının gülücükleriyle; ne kadar daajanslardaki yapay polemiklerin dışında konuşuyorlar...
Ne iftar saati umurlarında, ne de "kodum mu oturturum" tehditleri...
***
Şu sıralarda yine kim bilir nerelerde, yine kimler ölüyor?..
Boğaz'ın, nazlı eylül güneşi altındaki şıkırtılı mavi sularına bakarken, insanın sorası geliyor:
- Oralarda şuralarda ölüp ölüp gidenler; doğal ömürlerinin yarısını bile tamamlamadan, neden öle-öldüre kaybolup gidiyorlar ki?
Herhalde birilerinin başlarına, görünmez taçlar konuyor, o taze mezarlar çoğaldıkça...
***
İskelenin yanında, küçücük bir tekne, burundan çift taraflı attığıçıpaları çekerek açılmaya hazırlanıyor. Urgan uçları plastik hafif birşamandıraya bağlanan çıpalar, şamandırayla birlikte yine denize atıldı.
O küçücük teknelerin, yarım kapalı bölümünün başında, diş diş tutamaklı ufarak dümen çarkları...
Ne keyiftir öyle bir dümenin başında şöyle bir dolaşmak Boğaz'da...
***
Yüz yıl önce buraların nasıl olduğunu bilen tek kişi yok artık hayatta...
II. Abdülhamit de 3 yıl sonra devrileceğini bilmiyordu.
Ve jurnaller yağıyordu Abdülhamit'e:
- Fitne aldı yürüdü; din de, devlet de elden gidiyor, diye...
Henüz daha ne Trablusgarp, ne Balkan, ne de I. Dünya Savaşı yenilgileri yaşanmıştı.
Politikacılarla diplomatlar ve militerler; kendi gerçek yüzlerinebakmaktan çoktan vazgeçtikleri uluslararası maskeli bir baloda figürlergösteriyorlardı.
Yine bir yerlerde birileri, öle-öldüre kaybolup gidiyordu.
***
O da ne?
Neredeyse elimizi uzatsak dokunacağımız, dev gibi simsiyah bir şilebin,3 katlı bir bina yüksekliğindeki burnu kapatıverdi Boğaz'ı...
Tüm güvertesi, baştan sona, üst üste yerleştirilmiş, kahverengindekikonteynerlerle dolu, 200 metreden uzun bir şilep... Kıç tarafta 5katlı, yüksek mi yüksek beyaz bir kaptan köşkü...
Yakınımızdan geçip gitti dev şilep, kıçında Panama bayrağı ile...
***
Sosyolojik açıdan, köylü ağırlıklı 35 İslam ülkesi; sanki sarığı-sakalısıvazlana sıvazlana, bir çember içine alınıyormuş gibi...
Vaktiyle Sakallı Celal, Atatürk ilke ve inkılapları hakkında şöyle demişti:
- Şark'a giden bir geminin içinde, garba doğru koşuyoruz.
O günlerde şaka yollu yapılmış bir saptama, gitgide daha da doğrulanıyor mu dersiniz?
***
İskelenin yanındaki barakamsı tezgâhlarda sergilenen rengârenk boncuk kolyeler, bilezikler, çeşit çeşit hatıra eşyası...
Sıram sıram lokantaların kapılarında, iftar mönüleri ve fiyatları...
***
Yüz yıl sonra kim bilir nasıl olacak hem dünya hem buraları?
Maskeli balolara katılan değnekçilerimizin gösterdiği figürler bir yanda, Türkiye'nin gerçek yüzü bir yanda...
Ve Türkiye'nin gerçek yüzü ortaya çıktıkça; bunun nedenlerini aramak yerine, sesi yükselen "kodum mu oturturum" hoparlörleri...
Çalkantılı bir dönemin hızlanan kutuplaşmaları...
***
İstanbul'un 4 bin yıllık tarihinde, ilk kez onun tılsımlı ihtişamınışiirleştirmiş olan Yahya Kemal'in, "Eylül Sonu" şiiri dökülüyordudaklarımdan:

Günler kısaldı. Kanlıca'nın ihtiyarları
Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.

Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa...
Yazlar yavaş yavaş bitmese, günler kısalmasa...

İçtik bu nadir içkiyi yıllarca kanmadık...
Bir böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!

Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;
Lakin vatandan ayrılışın ıstırabı zor.

Hiç dönmemek ölüm gecesinden bu sahile,
Bitmez bir özleyiştir, ölümden beter bile.

Kanlıca'nın yoğurdu mu meşhur, yalısı mı?

 
 
Kanlıca'nın yoğurdu mu meşhur, yalısı mı?

Yoğurdu ile ünlü Kanlıca'nın yalısı da meşhur. Bu tarihi yalılarda fiyatlar en az 2.5 milyon dolardan başlıyor. 'Kanlıca'nın içlerinde oturur, sadece yalılara komşu olurum' diyorsanız bunun için de en az 150 bin YTL lazım.

İstanbul'un Boğaz'a nazır semtlerinden biri olan Kanlıca iki farklı yaşamı içinde barındıran semtlerden biri. Bir yanda deniz boyunca sıralanan birbirinden lüks yalılar ve diğer tarafta mütevazi Kanlıca...Aralarından geçen yol sanki iki tarafı birbirinden tamamen ayırmış.Kanlıcalılar'ın ifadelerine göre yalılarda oturanlar pek semt sokaklarında görünmüyor. Kanlıcalılar ve Kanlıca'nın yoğurdunun ününü duyup gelenler ise Çınaraltı'nda Boğaz'ın keyfini sürüyor. Gün boyunca sırf Kanlıca'nın ünlü pudra şekerli yoğurdunu yemek için gelenlere rastlamak mümkün. İstanbul'un eski balıkçı köylerinden biri olan Kanlıca'nın yalılarında ünlü isimler oturuyor. Faruk Yalçın, Erol Toksöz, Yıldırım Demirören gibi ünlü işadamları; Türker İnanoğlu, Sezen Aksu gibi sanat camiasının ünlüleri; Necmettin Erbakan gibi siyasilerin mekanı olan Kanlıca'daki yalılar birbirinden değerli. Emlakçılara göre burada fiyatlar en az 2.5 milyon dolardan başlıyor. Kiralık bir yalıdairesi için ise 5-6 bin doları gözden çıkarmak gerekiyor. Yolun karşı kıyısına geçildiğinde ise daha makul rakamlar söyleniyor. Burada satılıklar 150 bin YTL'den başlıyor. Kiralıklarda fiyatlar ise 600 YTL'den başlayıp 2 YTL'ye kadar uzanabiliyor. Gerçi bu bölgede de tarihi eski binalarda fiyatlar tırmanıyor. Ancak yine de kıyıdaki yalılara yetişmeleri zor görünüyor. Kanlıca'daki yerleşim çok eskilere dayanıyor. Kanuni Sultan Süleyman tarafından Anadolu'dan Türkmen ve göçebe bazı Türk kabilelerinin yerleştirildiği bilinen Kanlıca'ya göçebeler kağnılarla geldiklerinden halk arasında bölgeye Kağnıca denildiği, yıllar içinde bunun Kanlıca'ya dönüştüğü söyleniyor.Özellikle 19. yüzyıldan itibaren önde gelen devlet adamlarının yazlarını Kanlıca'da geçirdikleri biliniyor. Tanzimat döneminin en önemli  isimlerinden Ali Paşa'nın buradaki yalısında birçok siyasi görüşmelerin yapıldığı ifade ediliyor. Kanlıca'nın en meşhur yalılarından biri olan ve bugün STFA tarafından yeniden restore edilen Saffet Paşa Yalısı,Yağlıkçı Hacı Reşit Bey Yalısı, Rukiye Sultan Yalısı, Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı, Halil Ethem Paşa Yalısı, Manolya Yalısı, Zarif Mustafa Paşa Yalısı, Rıza Bey Yalısı ve Kadri Paşa Yalısı bunlardan sadece bazıları. Mihrabat Korusu ile Mihrabat Kasrı da semtin ünlü mekanları arasında yer alıyor.

BOĞAZ YAĞMALANIYOR

BOĞAZ YAĞMALANIYOR
 
  8 Nisan 2006 Yalçın BAYER  

Boğaz yağmalanıyor


"YALÇIN Bey, günlerdir İstanbul’daki yeni projeleri ve bu konudaki görüşleri yayınlıyorsunuz. İstanbul’a bunların ne kazandırıp veya kazandırmayacağını bekleyip göreceğiz. Herkesin dikkatleri ’mimari projelere’ yönelmişken, Boğaziçi’nde neler oluyor, hiç dikkat çekmiyor mu?

Son zamanlarda inanılmaz boyutlarda bir imar yağması sürüyor.

Hiçbir belediye yönetiminde son altı aydaki kadar kaçak inşaat yoğunlamamıştır.

Boğaz’ın her iki yakasına dikkatle bakılırsa görülecektir.

Bütün inşaatlar, ’yeşil branda’ ile kaplanmıştır. Biz buna ’kundaklama’ deriz. Kaçağı sardığınızda içinde ne yapıldığı belli olmaz.

Etiler ve Ulus’un alt kesiminde bir mezarlık vardı; yanındaki beş villanın inşaatı tamamlanıyor.

Ortaköy tepelerinden Anadolukavağı-Kavacık istikametine bir bakın; sonra arkanıza dönüp Otağ Tepe’nin sırtlarını izleyin.

Manzara ’dehşet’ vericidir.

PROJEYİ BIRAK KAÇAĞA BAK

’Kundaklanan’ küçük bir yapı yıkıldı yerine 4 katlı bina yapılıyor.

Küçüksu Kasrı’nın tam karşısında ana cadde üzerinde 20 gündür dozer çalışıyor; ne yapılıyor diye merak eden yok!

Kanlıca’da Sedat Simavi İlköğretimokulu’nun önünde kaçak kat atıldı.

Tekrar Avrupa yakasına dönün; Tarabya’daki ünlü sitelere bakın, Üstayları, Alarkoları ve daha başkalarını görün.

Ünlü sitelerin içinde ne gibi inşai faaliyetler olduğunu kimse soramıyor.

Enine-boyuna ve çatısı yükselen, havuz, yeraltı otoparkı yapılan bu ’boğaz’ manzaları bir çok yapının hangi ruhsatla yapıldığı kimsenin umrunda olmadığı gibi kontrol edeni de bulunmuyor.

Bu inşaatların bir çoğu daha önceden Boğaziçi İmar Müdürlüğü tarafından ’kaçak ve çeşitli usulsüzlükler’den dolayı durdurulan yapılar. Bunlar gibi yeni ’onarımlar’a da yol verilmiş durumda."

Bunları üzülerek anlatan bir mimar dostumuz, "Nerede bir yeşil branda varsa içinde muhakkak bir şeyyer dönüyor" diyor.

DENETİM KAHVECİ’DE

Özal döneminde boğazı korumak için ’Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ oluşturulmuştu.

Buradan son dönemin isimleri Ruşen Serdaroğlu, Semih Ay, İrfan Uzun ve Mevlut Karataş’ın isimlerini hatırlıyoruz. Bunların ’kaçaklara’ karşı gösterdikleri çabalara yazık oluyor.

Şimdiki Boğaziçi İmar Müdürü İrfan Uzun; ama bir etkinliği görülmüyor.

İşleri ’kotaran’, yardımcısı Mehmet Kahveci... Kahveci, Kadir Topbaş’ın Belediye Başkanlığı sırasında Beyoğlu İmar Müdürü idi. ’Rahatsızlığı’nın ardından Boğaz’ın imar ’sorumluluğu’ kendisine verildikten sonra ’sakalı’nı da kestirdi. İmarda ’sorunu’ olanı, İDO binasındaki Fethi Turgut’a yönlendiriyor. Turgut, Topbaş’ın Beyoğlu’ndan beri ’imar danışmanı’ ve aynı zamanda İDO Yönetim Kurulu üyesi.

Bilindiği gibi ’sorunlu’ işlerin görüşmeleri iki kişi arasında geçtiğinden nasıl bir ’çözüm’ bulunduğu bilinemez.

Bir vakfa bağış mı alınır, bir belediyeye araç mı verilir?

Bu tür ’pazarlıklar’ kamu adına yapılırsa bir anlamı olur değil mi?

Boğaziçi hiç bu kadar sahipsiz olmamıştı?

BARIŞ MANÇO

Unutmak kolay demiştin?

Moda'nın sensiz boynu büyük, benim gibi..
Kanlıca gururlu, seninle... Cuma sabahı (1 Şubat), ölüm yıldönümünde Barış Manço'nun mezarının üzerine bir buket çiçekle birlikte Esra isimli genç bir hayranı tarafından bırakılan şiir böyle başlıyordu. Sabah 11.00 de onu anmak üzere toplanan gruba katılmak için gittiğimde ağlamamaya kesin kararlıydım.. Kanlıca Mezarlığı'nın en güzel köşesinde, muhteşem bir deniz manzarasına bakan mezarın etrafı biraz boşaldıktan sonra orada durmuş: "Barış, keşke seni bu kadar erken kaybetmeseydik, ama eğer ruhun burada bulunuyorsa, bu manzara karşısında kimbilir ne güzel şiirler, şarkılar yazıyorsundur" diye düşünürken gözüm o kağıda ilişti.. Okumaya başlamamla birlikte gözyaşları da yanaklarımdan akmaya başladı.

Onu sizlerden daha iyi tanıdığım, uzun yıllar çok özel, çok değerli bir arkadaş olarak da sevdiğim, koruduğum için ben daha fazla duygulanabiliyorum.. Barış, dik bir yokuşun tepesinde olduğu için zor çıkılan Kanlıca'daki evini de manzarasına hayran olduğu için almış, özenle döşemiş, tablolarını, antikalarını yerleştirmiş ama ne yazık ki orada fazla yaşayamamıştı.

Kanlıca'daki eve o hayattayken sadece bir kez gidebilmiştik, o zaman da aynı sözleri söylediğimi hatırlıyorum; "Bu manzara karşısında kimbilir ne şarkılar yazarsın.." Oysa yeni şarkılar yerine ancak eskilerin en güzellerini biraraya toplayacak kadar zamanı olmuştu..

Cuma günü orada bunları düşünürken akın akın gelen genç hayranlarına baktım. "Adam Olacak Çocuk" programları döneminde çocuk olan gençler.. Bu nasıl sevgi, bu ne bağlılıktır? Çiçekler getiriyorlar, fotoğraf çektiriyorlar, resmine dakikalarca bakarak özlem gideriyorlar.

Demek ki Barış Manço'nun emekleri boşa gitmedi. O, sadece kendi kuşağına değil, çocuklara, yaşlılara herkese ayrı ayrı önem verdi, emek harcadı.. Şimdi üç kuşaktan hayranları var. Gençler, onun tüm şarkılarını, felsefesini ezbere biliyorlar ve bunu kendi çocuklarına da öğreteceklerine hiç şüphe yok.(6.2.2002 Tarihli SABAH GAZETESİ'nden

KANLICA YOĞURDU

KANLICA YOĞURDU
KANLICA

Yemeyenin yoğurdunu yerler

 

Bir zamanlar, İstanbul'lular için, vaz geçilmez bir kültür vardı: Kanlıca'ya gidip, yoğurt yemek... Kanlıca yoğurdu, bugün bütün dünyadaki birçok çeşit yoğurda ilham kaynağı oldu ama İstanbul'lular onu unuttu...

             Bir zamanlar İstanbul'lular ama gerçek İstanbul'lular için, hiçbir zaman vaz geçemeyeceklerini düşündükleri bir alışkanlıkları vardı: Kanlıca'ya gidip,Boğaz'a karşı yorgunluk yoğurdu yemek... Yanlış okumuyorsunuz,'Yorgunluk Kahvesi' değil, 'Yorgunluk Yoğurdu'... Ağır olmasın diye

Kanlıca tarlalarında beslenen hayvanların sütlerinden elde edilen yoğurtlar öylesine doğal ve öylesine yağlıydı ki, üreticiler ağır olmasın diye üzerlerine pudra şekeri ekmeye başladılar. Böylece bilmeden başlayan yeni bir alışkanlık daha ortaya çıktı. Dolayısıyla, 'Şekerli Yoğurt' o günlerden kalma bir alışkanlıktır. Yoğurt saf ve yağlı olduğu için,şeker ekildiği zaman, hiçbir şekilde sulanmıyordu. Tabii o devirde satıcıların bunu anlatmaya ihtiyaçları yoktu, zira herkes yediği yoğurdun doğal olduğunu biliyordu.
 
Meyveli yoğurtlara ilham
 
Kanlıca Yoğurdu, İstanbul'da unutuldu. Ama istanbul'dan yolu geçen bazı turistler, şekerle tatlandırılmış yoğurtları, ülkelerine çok farklı bir biçimde taşıdılar. İlk olarak Hollanda'da ardından da isviçre ve italya'da üretilmiş olan 'Meyveli Yoğurt'un, Kanlıca yoğurdundan esinlenilerek çıktığı üretici firmalar tarafından zamanında açıklanmış bir gerçek olarak da karşımıza çıkıyor. Burada da söylenecek tek birsöz kalıyor: 'Yemeyenin yoğurdunu yerler' ya da 'Sahip çıkmayanın kültürüne sahip çıkarlar'...

Alıntı:23.08.2004 Yaşam Gazetesi

RİZEYE UZANAN DOSTLUK ELİ

Beykoz’dan Rize’ye uzanan dostluk eli
 

Beykoz'da yaşayan Rizelilerin Kalkandere'de yaptırmış olduğu Muharrem Ergül Parkı ve halı saha Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından hizmete açıldı.
İstanbul’un en yoğun göç alan bölgelerinden biri olan Beykoz’da yaşayan Rizeliler, memleketlerine katkı sağlamak, kentin birikimini kırsal alanlara taşıyabilmek amacıyla yürüttükleri çalışmalar kapsamında Rize’nin Kalkandere ilçesinde bir çocuk parkı ve halı saha yaptırdı.
 
Beykozlu işadamı ve bürokratların girişimi, Belediye Başkanı Muharrem Ergül’ün de destekleriyle yaptırılan parkın açılışını AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yaptı. Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği açılış töreninde konuşan Başbakan Erdoğan, açılışını yaptığı, çocuk parkı ve halı sahanın yapımına sağladığı katkılar nedeniyle Beykoz Belediye Başkanı Muharrem Ergül’e sadece teşekkür etmekle kalmayarak bir de plaket verdi.
 
Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Özak’ın da katıldığı açılış töreninde Rize Milletvekilleri İmdat Sütlüoğlu, İlyas Çakır, AK Parti Rize İl Başkanı Hasan Karal, İlçe Başkanları ve diğer ilçe belediye başkanları da hazır bulundu.
 
Rize’nin Kalkandere ilçesinde yapılan park ve halı sahanın açılış törenine Beykoz Belediyesi’nden de kalabalık bir heyet katıldı. Beykoz Belediyesi Meclis Başkan Vekili Necati Ak, meclis üyeleri Emin Yavuz, Hasan Gedik, başkan danışmanları Ali Zengin, Coşkun Tosun ve bazı belediye bürokratlarının yanı sıra Dost Beykoz İmtiyaz Sahibi Kader Gür, Halka İlişkiler Müdürü Sinan Kavrak’da programı takip edenler arasında yer aldı.    
 
 
20 köyü, 18 mahallesi, 20 bin nüfusuyla şirin bir Karadeniz ilçesi görünümündeki Kalkandere’nin en büyük eksiklikleri arasında sağlık ve sosyal tesislerin yetersizliği göze çarpıyor. Bu sorunların giderilmesi amacıyla yürütülen çalışmalar Kalkandere Belediye Başkanı Nihat Çolak, Beykoz Belediye Başkanı Muharrem Ergül’ün de desteğiyle 2005 yılında ilçe merkezinde büyük bir parkın inşasını başlattı. Bir yıl içerisinde tamamlanan parkın içerisinde mini futbol sahası, çay bahçesi, oyun parkı ve yürüyüş parkuru yer alıyor. Parkın açılışına katılmak üzere heyet halinde Kalkandere’ye giden Beykoz Belediye Başkanı Muharrem Ergül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gün içerisinde yapmış olduğu diğer açılış programlarına da katıldı. Erdoğan yine aynı ilçede okul ve hastane açılışı yaptı.

ŞÜPHELİ YANGINLAR

Beykoz'da şüpheli yangınlar endişe yarattı
 

Hizmete yeni açılan Karlıtepe yolunun her iki tarafında bulunan ormanlık arazinin üç ayrı noktasında aynı anda çıkan yangınlar şüphe uyandırdı.

Beykoz’un en gözde yerlerinden biri olarak kabul edilen Karlıtepe’de öğlen saatlerinde çıkan yangın paniğe yol açtı. Hizmete yeni açılan Karlıtepe yolunun her iki tarafında bulunan ormanlık arazinin üç ayrı noktasında aynı anda çıkan yangınlar şüphe uyandırdı.

 Yangın ihbarını alan Beykoz, Kavacık, Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Ekipleri’ne Orman İşletme Müdürlüğü’ne bağlı yangın söndürme ekipleri de dahil olurken, yangın söndürme uçakları yangının kontrol altına alınmasında etkili oldu.
 
 

Beykoz Belediye Başkanı Muharrem Ergül ve Emniyet Müdürü Kaan Bal olay yerinde incelemelerde bulunurken, belediye, emniyet ve sağlık görevlileri olağan üstü çaba sarfederek yangının kontrol altına alınmasını sağladı.

 Olaya tanık olan vatandaşlar aynı anda üç yerde birden çıkan yangının şüpheli olduğuna değinerek arazi mafyasını işaret ettiler.
 
 

Çalışmalarda çok sarp bir arazi olması sebebiyle zaman zaman aksamalar olmasından dolayı orman içine ulaşabilmek için yol açmaya çalışan itfaiye ekiplerinin imdadına arıtma tesislerinin ihalesini alan Temel İnşaat yetişti. Temel İnşaat iş makinelerini yangının söndürülmesi için itfaiye emrine verdi.

 

Yoğun rüzgar ve sarp arazi yolun alt kısmında meydana gelen iki ayrı yangın noktasında çalışmaları olumsuz etkilerken, yolun üst kısmında meydana gelen yangın kısa sürede kontrol altına alınarak soğutma çalışmalarına başlandı.

  
Diğer taraftan Karlıtepe ile aynı anda başlayan bir diğer yangında Hekimbaşı’nda meydana geldi. Hekimbaşı’nda bulunan ormanlık arazide diğer yangınlarla eş zamanlı çıkan yangın da bölgede paniğe yol açtı.
 
 

Karlıtepe’de çıkan yangının kontrol altına alınmasının ardından Çubuklu Dedeoğlu’nda bulunan çalılık arazide de diğer bir yangınla karşılaştı.

DOST BEYKOZ